Boyabat Haber
Duyulmayanları Duyun
Ana Sayfa   |  Haberler   |  reklamlar   |  Aşkın Ayrancıoğlu   |  Ahmet Küçükbaş   |  İsmet Sezer   |  Doğan Özdemir   |  Celal Çatal   |  Nezih Yıldırım   |  Ayşe Şahin   |  Nurullah Aydın   |  Semih Türkoğlu   |  Muhsin Küçük   |  İsa Kahraman   |  Tevfik Dündar   |  Mehmet Tatas   |  Hasan Muslu   |  Mustafa Gezen   |  Yunus Emre Karslıoğlu   |  İlyas Demir Bilgili   |  Serbest Kürsü   |  Düşünenlerin Düşüncesi   |  Misafir Kalemler   |  Zerrin Dağcı   |  Hasan Ün   |  Gezi Yazıları   |  Araştırma İnceleme   |  Sürekli Sergi   |  Bölge Tarihi   |  Bölge Kitaplığı



Boyabat, boyabathaber, Boyabat Haber, 1214_dozdemir.jpgFeto

İsimler Ve Belgelerle (1966-2016)

Kitabın Yazarı: Nurettin Veren
(Destek Yayınları, Eylül2016, 174 Sayfa)

Ülkemizde 15 Temmuz 2016’da beyinlerini yıkayıp oluşturduğu “koşulsuz biat ve itaat” edecek bir “yandaş” kitlesi ile “darbe” girişiminde bulunan Fethullah Gülen’in kim olduğunu, amacını ve ideallerini anlatan bu kısacık kitabın yazarının onunla birlikte “çekirdek kadroda” yer alan, 35 yıl “sağ kolu”  olarak görev yapan bir müridinin olması ilginçtir.

Kitabın yazarı Nurettin Veren Fethullah Gülen’le tanışmasını ve bu birlikteliğin nasıl  35 yıl sürdüğünü anlatıyor.

Boyabat, boyabathaber, Boyabat Haber, 1213_kitap.jpg“1966 yılında Fethullah Gülen’le İzmir’deki Kestanepazarı Camiinde tanıştık. O zaman ben henüz 16 yaşımdaydım; Fethullah Gülen 27 yaşındaydı.”

Yani yazar Gülen’in her yaptığına ortak ve destek olarak yıllarca çalışıyor. Ancak yıllar sonra Gülen’in kontrol edilemez hırsını, hızla değişen ve günün çıkarlarına uygun davranış tarzını, hükmetme, ülkeye ve dünyaya sahip olma hevesini görünce buna karşı çıkmaya başlıyor. Ama derhal aynı durumda diğerlerine de yapıldığı gibi “Hain” ilan edilip dışlanıyor. Evinden, eşinden, çocuklarından edilip yalnız ve itibarsız hale getiriliyor. Ölümlerden şans eseri kurtulsa da iki kez hapis cezası almaktan kurtulamıyor.

1995 yılında ilk sürtüşmeleri başlıyor ve 2000’li yılların başında da tamamen kopuyor. Bundan sonra 2003-2004 yıllarında yazar 3 kitap yazıp Gülen’in gerçek yüzünü tüm dünyaya tanıtıyor. Ama ilginçtir; bunu bir türlü iktidara anlatamayacaktır!

Yıllarını inandığı bu cemaatin “hizmet” hareketine adamış bir insanın kendine göre son derece iyi niyetle, İslam dinine ve ona inananlara yardımcı olmayı içeren bu eylemlerin zamanla asıl amaçlarından nasıl saptırıldığını, topluma ve ülkeye değil, sadece Gülen’e hizmet eden ve çizgisinden sapmış, kontrol edilemez yarardan çok zarar getirecek hale gelmiş olmasından duyduğu üzüntüyü; buna engel olabilmek için yaptığı çabaları okuyoruz.

Yazar daha önce yazdığı kitaplarında, gazete yazıları ve TV’lerde her şeyi göze alarak –bir yerde canı pahasına- ülkeyi karanlığa sürükleyecek bu hareketin tehlikelerini belgelere ve yaşadığı bilgilere göre sürekli anlatmıştır.

Ancak kitaptaki bazı ifadelerden de anlaşılacağı gibi “alnı secdeye değen, dininde, ibadetinde Müslümanlar” tarafından yönetilmekte olan ülkemizde, nedense bu yöneticiler onun bu söylediklerini hiç dikkate almamış ve gereğini de yapmamışlardır.

Yazar, her halde ülkeyi yönetmekte olan ve “alnı secdeye değen” iktidarların Gülen’i bırakın eleştirmeyi; tam tersine onu kutsallaştırdıklarını ve “mübarek hocaefendi” olarak kabul ettiklerini görememiştir.

Elbette bu sayede 2000’li yılların başında iktidara gelen AKP yönetiminin zaten mevcut olan “hocaefendi” bağı ilerleyen yıllarda hızla artacak, neredeyse ülke olarak yönetilirken devletin içinde bir “paralel devlet” oluşturulacaktı.

Bu birlikte büyüme süreci yazarın isim isim verdiği fanatik militan Feto elemanlarının görmezden gelinmesine neden olunurken devlet içten içe neredeyse fethedilmişti bile!...

Bu süreç “al gülüm, ver gülüm” şeklinde sürerken “bir telde iki cambaz oynamaz” atasözüne dönüşünce aralarında “bilek kuvveti” başlayacaktı. Bu süreç de 15 Temmuzda son bulacaktı!

Dün bu kitapta kısa kısa yer verdiği, ülkeyi ele geçirmeyi planlayan, bir şeriat düzeni kurarak ülkenin ve gelecekte dünyanın imamı olmayı planlayan Fethulah Gülen’in; yani “muhterem hocaefendi”nin yerini şimdi “hain Fetö” alıverecekti!...

İşte bu kitap Feto’nun görünen ve görünmeyen yüzünü ve dünyasını anlatıyor. Çok kısa geçilmekle birlikte kimler tarafından keşfedilip nerede, nasıl ve ne amaçla kullanılmakta olduğunu anlatıyor.

Eski kitaplarını da okumuş olduğumdan biraz aceleye getirilmiş, “kes-yapıştır” yöntemiyle yazılmış gibi geldi bana. Sanırım 15 Temmuzdan sonra dün “muhterem hocaefendi” diyenlerin nasıl utanmazca yan ve yön değiştirip şimdi “Hain” deme yarışına girmeleri gibi, yazar da her ne kadar bu sınıfa girmese de, yıllar önce bu konuda kitaplar yazmış olsa da, bu “verimli” döneme bir kitap yetiştirmek istemiş gibi düşündürüyor.

Daha özenli, daha aydınlatıcı olabilirdi şüphesiz! Ama bu konuda yeterince okumamış olanlara da yetebileceği kanısındayım.

İyi okumalar dileği ile. (16.11.2016)


Tarih:13 12 2016 12:57()
Reklam
11156